Bu Hafta da Müfessirim

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

(Geçen haftadan süren)

Geçen haftaki yorumumuzun belkemiğini oluşturan ayet, Tahrim (66) Suresi’nin onuncu ayetiydi. Bu haftaki de on bir ve on ikici ayet:

“Allah müminlere de Firavun’un kadınını (Asiye Aleyhisselam) örnek verir: O, ‘Rabb’im! Bana Cennet’te, katında (yanında) bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun yaptığından kurtar ve beni zalim toplumdan kurtar’ demişti.

“Ve İmran Kızı Meryem’i de. Ki fercini (ırzını)(*) olması gerektiği gibi korumuştu. (Zaten) O’nda ruhumuzdan üflenmişlik vardı. Rabbinin (kendisine gösterdiği) mucizelerine, hakkında yazdığı yazılara sadık kalmıştı. (Yalanlanmayı, fahişe yaftası yemeyi göze alarak olup biteni olduğu gibi söylemişti). Ve O, (bana) aşk (**) ile bağlıydı”.

Meal kısmen benimdir lakin doğrudur. Onaylamanız için fırın fırın ekmek yemeniz gerekir. Lakin bu meal meselesi, asıl konumuzda ayrıntı.

Tahrim on’un başında da: “Allah kâfirler için örnek veriyor” denmiş ve sonra andığımız iki peygamber kadınının ihanetini anlatmıştı. Lütfen dikkat edin: bu kez verilen örnek müminlere: “Allah müminlere de…”.

Ve iki ayette de ikişerden dört kadın örnek veriliyor.

Diyorum ki günümüze kadarki kınadığım yorumcular, Tahrim on’un hemen altındaki bu iki ayeti de mi okumadılar. Gördüğünüz gibi iki iffetsiz kadınla iki iffetli mümine kadın kıyas ediliyor.

Neyse (şeytan araya girmesin) dedikoduyu bırakıp, biz, ayeti daha doğru, daha ‘çok’ nasıl anlarıza bakalım:

On bir ve on iki de örnek verilen İki Mümine’den hangisi Lut’un, Hangisi Nuh’un (aleyhimüsselam) kadınına tekabül ediyor: Bence Hz. Meryem Lut’un, Hz. Asiye de Nuh’un kadınına tekabül eder. Çünkü Lut’un kadını, puşt-pezevenk bir toplum içindeydi ve Hz. Meryem de kendi toplumu, kalabalığı içindeydi ama iffetini korudu. Bulduğum ortak nokta bu: kalabalık içinde olmak. Hz. Asiye ise aynen Hz. Nuh’un kadını gibi, ‘birisi’nin kadını. Bir’i her iftiraya, her fahişeye atlamaya hazır bir kalabalık içinde, Lut’un kadınına oranla, üstelik bekâretini koruyor; Öteki, kefere bir zalimin tahtında (altında) ama ona bile ihanet etmiyor.

İkinci ve çetin sorunsa şu: Niye iki iffetsiz kadın kâfirlere darb-ı mesel edildi de iki iffetli mümine kadın da müminlere darb edildi. (örnek verildi). Şu yanıt kolay olanı: “kâfirlere: ‘sizin kadınlarınız böyle’; müminlere de ‘sizin kadınlarınız da böyledir’ denilmiş oldu”.

İyi ama iki tarafın da eşleri zıt: kâfire, inançlı edepli kadın; mümine ise, inançsız, edepsiz kadın verilmiş: adil olmadığı gibi, yüzeysel bakışta kimin kime örnek verildiği de anlaşılacak gibi değil: Müminlere Meryem ve Firavun’un kadını, Kâfirlere, iki aşufte örnek gösteriliyor: çıldıralım mı Ya Rabbi!

İsterseniz, benim hep yaptığım, sizin de hiç yapmadığınız gibi, yaşam gerçeklerinden yola koyularak anlamaya çalışalım ayetleri:

Cenab-ı Hak, kâfire, dünyacıya diyor ki: ‘beraber yaşadığın kadın huri olabilir ama bunun hesabını veremeyeceksin, veremeyesin diye böyle yaptım’.

Mümine de: ‘aynı evi paylaştığın kadın, keferenin teki, dünyacı olabilir. Belki bu kadının bedeni değil ama ruhu fahişe olabilir. Sabret; ödülünü al’ diyor. Bunu, kadın-erkek her mümin ve mümineye diyor.

Çünkü Hz. Asiye’nin istediği: ‘ O’nun indinde bir ev’, erkek-kadın her mümin ve müminenin amacı.

“O’nun indindeki ev”in ne olduğunu ise yakîn sahibi her mümin ve mümine bilir.

Özetle, gördüğünüz gibi, bu dünyada, kimin şeyi kimin şeyinde belli değil. Ayetlere göre biraz belli belli de genelleme yetkimiz yok. Yani şunu, genel geçer bir kaide olarak çıkarsayamayız: uyumlu ailelerin Ahiret’ten nasibi yok; uyumsuzlar ise Ahiret’in efendileridir. Ama gene de her konuda olduğu gibi, ben, (kişisel kanaatimdir) bu dünyada hiç başı bile ağrımamış kişilerin Ahiret’inden korkarım.

Mümin ve müminelerin kimilerinin ‘ev’i yok. Bu hesapça, lutlar, nuhlar, asiye ve meryemlerine; asiye ve meryemler de ancak Yarınki Gün, lutları, nuhlarına kavuşabilecek Allahalim. Gerçek eşlerimizin kim olduğu Yarınki Gün belli olacak.

İmdi tüm mümin ve müminelere bir nasihatim var:

İki haftadır anlatmaya çalıştığım uç örneklerdeki gibi olmasa bile ailesinde (bu aile ana-baba da olabilir) huzursuz olan mümine bacım, kızım! Kimsenin mutlu görünen ailesine, iyi aile babası, iyi kocasına imrenme; gördüğün gibi ‘daha belli değil’.(***)

Mümin kardaşım, oğlum! Kimsenin iyi zannettiğin ailesine, iyi aile kadını, kocasının karısı, çocuklarının anası zannettiğin mutlu yuvaların saliha zannettiğin kadınlarına imrenme, hayıflanma; gördüğün gibi ‘daha belli değil’. (***)

Tanrı’ya inanmak kolay kardeşim. Mümkünse Ahiret’e de inan.

* * *

Gerçi kimsenin sorduğu yok. Söz de vermemiştim ama bu tefsir konularına girmişken Süleyman Aleyhisselam ile ilgili iki ayet hakkında da düşüncelerimi söyleyeyim:

Ne demiştik: Peygamberler halin dilini okur; bir olay vardır kimse bir şey anlamaz ama Peygamber kendisine vahyedildiğini bilir. Buna benzer bir şeydi söylediğim geçen hafta: Kur’an’daki incelikler.

“(Süleyman ve ordusu) karınca vadisine geldiklerinde, dişi karınca: ‘Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin. Süleyman ve orduları bilincinde olmadan sizi ezmesin’ dedi”. (27/18).

“(Bunun üzerine Süleyman) onun sözüne hafifçe güldü. Rabb’im! ‘………..hoşnut olacağın işi yapmakta beni başarılı kıl…………..’ dedi”. (27/19).

Noktaladığım mübarek sözcükler konumuza aykırı olduğu için noktalanmadı; söyleyeceğimiz şey net anlaşılsın diye nokta nokta ile geçildi.

Konuşan karınca dişi. Yani kraliçe karınca. (*) Kalanlar da ordusu, emrindekiler: ‘geri çekilin’ diyor, ‘yoksa Süleyman’ın ordusu sizi perişan eder’.

Lütfen daha sonra olanları anımsayın; Kur’an’dan: Karıncalar kadar ordusu olan bir kraliçe, ordusunu aşağı yukarı bu sözlerle ikna ederek Hz. Süleyman’a kendisini ve ülkesini teslim etmiştir. Aynısı değil mi. Sadece, olayın birinin planı mikro; öteninki makro.

Şimdi Hz. Süleyman’ın tebessümle gülmesine, mutluluğuna geçebiliriz: Mübarek o olayla kendisine vahyedildiğini, başında bir kraliçenin bulunduğu bir ülkeyi fethedeceğini bununla muştulandığını gördü. İkinci ayette zaten bunu kendisi de söylüyor, o an aldığı vahyin ne olduğunu: “Rabb’im! …hoşnut olacağın işi yapmakta beni başarılı kıl”. Yoksa niye gülümsesin; kraliçe: “aman dikkat edin Süleyman’ın ordusunu ezmeyesiniz” deseydi olurdu.

Velhasıl, Davut Aleyhisselam’ın tartışmacıları da Hz. Süleyman’ın karıncaları da uyanıkken görülen sadık rüyalardır; vahiydir.

(*) Karıncalar aleminde dişi karınca kraliçedir.

-----

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

_________________________________________________________________

(*) Ferc, kaba anlamıyla erkeğin ya da kadının cinsel organı demek. Ve fakat bu kökten hareketle iki bacak arasının tamamına da ferc denilmiş, giderek ırzı da içermiştir.

(**) Klasik tefsirlerde “qanitîn” için ‘gönüllü boyun eğme’ denilmiş ki biz hepinizin anlayacağı doğru sözcüğü seçtik: ‘aşk’.

(***) Bir Çinli halk düşünürünün bir oğlu olmuş. Komşular tebrik etmiş: “oh ne güzel oldu; bir oğlun oldu, güzel oldu” demişler. Baba: “daha belli değil” demiş. Oğlan büyüyüp ata binmiş, attan düşüp sakat kalmış. Konu komşu: “geçmiş olsun ne kötü oldu” demişler. Adam gene: “daha belli değil” demiş. Gün gelip, devlet, köyden her sağlam delikanlıyı askere alıp savaşa göndermiş, adamın sakat oğlunu bırakmış. Köylü: “Sana hayırlar olsun. Oğlun yanında ve sağ kaldı. Hoş oldu, güzel oldu” demiş. Adam gene: “daha belli değil” demiş. İla ahir…

Kaynak: Varide Net